18 Aralık 2011 Pazar

Hürriyet / 28.01.2008

Yaratılıştaki İhtişamı Perdeleme Uğruna Başarısız Masonik Taktikler

Hürriyet gazetesinin 26 Ocak 2008 tarihli sayısında, son bir biyoteknoloji çalışmasının "yaratmak" olduğu yanılgısı ortaya kondu.[i] Aşağıda önce çalışmanın detayları aktarılmakta, daha sonra Hürriyet haberindeki yanılgılar cevaplanmaktadır.

1. Bölüm: Çalışmayla ilgili bilgiler

Söz konusu çalışmada, ABD'nin Maryland eyaletinde bulunan J. Craig Venter Enstitüsü'nden 17 kişilik araştırmacı ekibi, bugüne kadar insan tarafından sentezlenmiş en büyük DNA molekülünü ürettiler. Üretilen DNA molekülü,Mycoplasma genitalium bakterisinin genomunun küçük oranda modifiye edilmiş bir kopyasından oluşmaktadır. 582.970 baz çiftinden meydana gelen kopyalanmış genomMycoplasma laboratorium olarak isimlendirilmiştir. Bu çalışmaya kadar, sentezlenmiş en uzun DNA yaklaşık 32.000 baz çiftinden meydana gelmekteydi.


Çalışmanın gerçekleştirildiği enstitüye ismini veren J. Craig Venter, 2000 yılında insan genomunun dizilimini ortaya çıkaran iki araştırmacı ekibinden birinin lideridir. Venter'ın ekibinde Dan Gibson, Clyde Hutchison ve Nobel ödüllü Ham Smith gibi araştırmacılar bulunmaktadır. Bu son çalışmalarının makalesi Science dergisinde ve Dan Gibson'ın baş yazarlığında yayımlanmıştır.[ii]

Bilim adamları hangi tekniği kullandılar?

Bilim adamları, bu büyük molekülü önce küçük parçalar halinde hazırladılar, daha sonra bunları aşamalı olarak birleştirdiler. Bunun için canlının DNA'sını önce biyoteknoloji laboratuvarlarına 101 parça halinde hazırlattılar. Daha sonra bunları dört büyük parça oluşturacak şekilde birleştirdiler. Ancak bu dört parça, molekülün büyüklüğü yüzünden kırılganlık gösteriyordu ve laboratuvar ortamında tek parça olarak birleştirilmesi mümkün değildi. Bu yüzden araştırmacılar DNA parçalarını bira mayası hücresine yerleştirdiler. Bira mayası, bünyesine katılan bu büyük DNA parçalarını tolare etti ve kendi DNA'sını tamirde yararlandığı homolog rekombinasyon mekanizmasını kullanarak parçaları birleştirdi.

Mycoplasium genitalium neden seçildi?
Venter ve ekibi Mycoplasma genitalium bakterisinin DNA'sını ilk olarak 1995 yılında deşifre etmiş ve Sciencedergisinde yayınlamışlardı. Venter'ın bu bakteriyi seçme sebebi, genlerinin sayısı açısından bilinen en küçük organizma olmasıydı (bu bakteri 485 gene sahiptir. Buna karşılık insanda 30.000 ila 50.000 arası gen bulunduğu tahmin edilmektedir).

Projenin aşamaları;
Araştırmacılar, bu çalışmayla birlikte üç aşamalı bir projenin ikinci aşamasının gerçekleştirildiğini belirttiler. Geçtiğimiz yıl içinde aynı ekip tarafından gerçekleştirilen birinci aşamada, bir bakteri türünün DNA'sının bir diğer tür bakteri hücresine nakledilmesi ve bakterinin başarılı bir şekilde yaşama devam ettiğinin görülmesiydi. Bir sonraki aşamada bu yapay DNA'nın bir canlı hücreye nakledilmesi ve hücrenin mekanizmalarının yeni işletim sistemine göre çalıştırılabilmesi amaçlanıyor.
Başarırlarsa;
Araştırmacılar, yukarıda anlatılan bir sonraki aşamayı başarabilirlerse genetik mühendislik tekniklerini kullanarak bu hücreleri yaşayan kimyasal fabrikalar ve ekolojik açıdan çok yararlı mikroorganizmalar olarak kullanmayı ümit ediyorlar. Amaçlanan bu organizmaların, kömür ve petrolün yerine geçebilecek enerji kaynakları olarak kullanılabilmesi, zehirli atıkları sindirebilmesi, atmosferde sera etkisi meydana getiren karbon dioksit gibi gazları emerek küresel ısınmayı hafifletebilmesi bekleniyor.
Tartışmalar;
Diğer yandan yapay yaşam formları üzerindeki çalışmalar, oldukça hararetli tartışmaların odağında yer alıyor. Üretilen teknolojilerin ölümcül bir virüs gibi biyolojik silahların üretiminde kötü amaçla kullanımından veya muhtemel bir hata sonucu bu bakterinin kontrolden çıkmış şekilde felaketlere yol açmasından endişe ediliyor. Bazıları ise sentetik yaşamın bir sonraki endüstri devrimine yol açacağını düşünüyor ve bu açıdan belli bir grubun sentetik yaşam üzerinde monopoli oluşturacak şekilde çalışmasını sakıncalı buluyor. Venter ise çalışmaları hakkında biyoetik grupları, Ulusal Bilimler Akademisi ve hükümetin tüm kollarını bilgilendirdiğini söyleyerek cevap veriyor.
2. Bölüm: Hürriyet'in yanılgıları

Hürriyet gazetesi, çalışmayla ilgili haberini "Tanrıyı oynayan adam" [Allah'ı tenzih ederiz] başlığıyla duyurdu. Hürriyet haberinde ortaya çıkan yanılgılar, haberin aşağıda okuyabileceğiniz başlangıç paragrafındaydı:
"Laboratuar ortamında üretilmiş ilk kromozomu Ekim ayında yarattıklarını açıklayan bilim adamlarının "yapay yaşam çok yakında" sözü doğrulandı. ScienceDergisi'nde dün yayınlanan makalede, Amerikalı uzmanların "sentetik kromozomu" nasıl elde ettikleri anlatılıyor. Bir sonraki adımda yaratılan bu yapay kromozom, canlı bir hücreye yerleştirilecek ve ortaya ilk yapay organizma çıkacak."

Hürriyet'in yukarıda yer alan iddiaları son derece gerçek dışıdır. Bu yanılgı ve yanıltmaları aşağıda birer birer cevaplanmaktadır.

a) Yaratmak Allah'a aittir
Yaratmak Yüce Allah'a mahsustur. Bir Kuran ayetinde, Allah'tan başka varlıklara yaratıcı güç atfetme ve kendince bunları Allah'ın yaratmasıyla benzeştirmenin hiçbir geçerliliği olmadığı gerçeği şöyle bildirilmektedir:
De ki: "Göklerin ve yerin Rabbi kimdir?" De ki: "Allah'tır." De ki: "Öyleyse, O'nu bırakıp kendilerine bile yarar da, zarar da sağlamaya güç yetiremeyen birtakım veliler mi (tanrılar) edindiniz?" De ki: "Hiç görmeyen (a'ma) ile gören (basiret sahibi) eşit olabilir mi? Veya karanlıklarla nur eşit olabilir mi?" Yoksa Allah'a, O'nun yaratması gibi yaratan ortaklar buldular da, bu yaratma, kendilerince birbirine mi benzeşti? De ki: "Allah, her şeyin yaratıcısıdır ve O, tektir, kahredici olandır." (Rad Suresi, 16)
Allah tüm canlıları yoktan var etmiştir ve her birini bir kader ile yaratmıştır. Bilim adamları henüz doğdukları anda, ileride imza atacakları bilimsel keşifler, araştırmalar ve makaleler Allah Katında belirlenmiş durumdadır. Burada konu ettiğimiz Hürriyet haberi de, ona cevaben kaleme aldığımız yazı da Allah Katında bizler daha doğmadan belirlenmiştir.[iii]
Dolayısıyla insanların gerçekleştirdiklerini zannettikleri tüm keşifleri, elde ettikleri tüm bilimsel başarıları Yüce Allah belirlemiştir. Canlı varlıkları olağanüstü detaylarla kusursuz şekilde yaratan da, insanlara bu detayları inceleme ilmini veren de Allah'tır. Rabbimiz'in izni olmaksızın hiçkimsenin hiçbir şeyi başarma gücü ve imkanı yoktur.

b) Sinsi masonik propaganda
Şeytanın insanları Allah'ın yolundan saptırmada başvurduğu sinsi yaklaşımlarından birisi, Allah'ı doğrudan inkar etmeksizin, O'na şirk koşacakları ortam ve durumlar oluşturma gayretidir. Masonluğun dinle ilgili söylemlerine bakıldığında, şeytanın insanları şirke davet eden bu sinsi taktiğinin unsurları görülür. Masonlar evrenin yaratılışını doğrudan reddetmemekte, mistik söylemlerinde "evrenin ulu mimarı" olarak isimlendirdikleri batıl bir ilaha atıfta bulunmaktadırlar. Dolayısıyla Allah'ı tek Yaratıcı olarak kabul etmemekte ama aynı zamanda yaratılışı da doğrudan inkar etmemektedirler.
Bilim adamlarının canlı "yarattığı" iddiası bu masonik propaganda ışığında değerlendirildiğinde de, tıpatıp ve reddedilmesi mümkün olmayan bir benzerlik göze çarpmaktadır. Dikkat edilirse bilim adamlarının "canlı yaratması" yakıştırması ile Allah'tan başka bir ilaha yaratıcı güç atfedilmekte, bilim adamlarının yaratma gücüne sahip oldukları şeklinde insanları şirke davet eden sahte bir slogan kullanılmaktadır. Bir diğer deyişle, masonik propagandada olduğu gibi yaratılış açıkça reddedilmemekte, ancak batıl ilahlarla Allah'a eşler koşulmaya çalışılmaktadır (Allah'ı tenzih ederiz).
Elbette tüm bunlar boşuna çabalardır ve ancak bir aldanıştır. Allah bir Kuran ayetinde, şirk koşanların birbirlerine yalnızca aldanmayı vaat ettiklerini şu şekilde bildirmektedir:
De ki: "Siz, Allah'ın dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır? Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa biz onlara bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler? Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vadetmiyorlar. (Fatır Suresi, 40)

c) Bilim adamlarının "yaratma gücü olduğu" iddiasındaki akılsızlık

Genom çalışmalarında rol alan bilim adamları elbette yaptıkları çalışmalar ve bilimsel keşiflerle insanlık tarihinde dönüm noktası oluşturacak gelişmelere imza atmaktadırlar. On yıllarını kapsayan projelerle hastalıklara çare olacak, insan hayatını kolaylaştıracak yenilikler geliştirmekle büyük faydalar sağlamaktadırlar. Ancak hücrenin bazı kısımlarını sentetik olarak üreten bilim adamlarının bir canlı yarattığına dair iddialardaki (Allah'ı tenzih ederiz) akılsızlık da ortadadır. Yapılan şey yalnızca zaten muhteşem şekilde yaratılmış olan bir eserin taklidini yapma çalışmasından başka bir şey değildir. Örneğin bir günümüz ressamının, 18. yüzyıla ait çok ünlü bir tabloyu ancak uzun yıllar çalışarak kısmen taklit etmeyi başardığını varsayalım. Böyle bir durumda, taklit eden ressamın emek ve tekniği elbette taktire şayan bulunabilir ancak tablodaki sanatın orjinal eserin ressamına ait olduğu açıktır. Genom çalışmalarında da durum böyledir. Canlının sahip olduğu genom o kadar kusursuz bir şaheserdir ki, insanlar yüzyıllardır bunu anlamaya ve taklit etmeye çalışmaktadırlar. Söz konusu çalışmada da yapılan şey bundan farksızdır. Dolayısıyla ortada bir yaratma, yoktan var etme yoktur (olması da mümkün değildir, çünkü yaratmak ve yoktan var etmek yalnızca göklerin ve yerin Rabbi olan Allah'a aittir), yalnızca yaratılmış bir genomu keşfetmekten kaynaklanan bilimsel bir başarı vardır.
Üstelik Hürriyet yazısında da araştırmacıların, "canlıyı örnek aldığı" yazılmaktadır. Durum böyleyken, araştırmacılara yaratıcı yakıştırması yapmanın ne denli akılsızca olduğu ortadadır. (Allah'ı tenzih ederiz.)

Şunu da bir not olarak düşmek gerekir ki, bu tarz evrimci propaganda yöntemleri çok dar bir kesim üzerinde etkili olabilmiştir. Aklı başında birçok insan genom çalışmaları sırasında bir kez daha ortaya çıkmış olan yaratılış ihtişamını doğru takdir etmeyi bilmiştir. Hatırlanacak olursa, İnsan Genomu Projesi'nin sonuçları dünyaya açıklandığında, birçok yorumcu hücredeki muhteşem yaratılışa değinmiş, yorumları medyada geniş yankı bulmuştu. Örneğin ABD başkanı Bill Clinton, bu çalışmalarla "Allah'ın, yaşamı yarattığı dili" öğrendiğimizi söylerken[iv], İnsan Genomu Projesi araştırmacı ekibinden Gene Myers, yaşamın mimarisi karşısında hayretler içinde kaldığını belirtmiş, "...sistem son derece kompleks. Sanki dizayn edilmiş gibi...Orada büyük bir akıl var" ifadesini kullanmıştı[v].

d) Çalışmada kullanılan metod, yaratılıştaki ihtişamı göstermektedir

Ayrıca bu yapay DNA çalışmasında öyle bir detay bulunmaktadır ki, muhteşemliğin yaratılışta olduğunu kendiliğinden gösteren bir örnek oluşturmaktadır. Daha önce belirttiğimiz gibi, bilim adamları DNA moleküllerinin büyüklüğü nedeniyle bunları birleştirmede problem yaşamış, bu konuda insan çalıştırmayan bir laboratuvardan yardım almışlardır. Bu mini laboratuvar, bira mayası olarak bilinen Saccharomyces cerevisiae'den başkası değildi. Bira mayası, bünyesine katılan bu büyük DNA parçalarını tolare etmiş ve kendi DNA'sını tamirde yararlandığı homolog rekombinasyon mekanizmasını kullanarak parçaları birleştirmiştir. Bilim adamları parçaları bira mayasından birleştirilmiş olarak geri aldıktan sonra nükleotid dizisinin orjinal DNA dizilimine uygun olup olmadığını kontrol etmişlerdir. Gerçekten de bira mayasının kendi DNA'sından hiçbir parça katmaksızın ve orjinal dizilimi bozmaksızın kendisine yüklenen bu görevi hatasız bir şekilde başardığını, dünyanın en gelişmiş laborutavurlarında dahi gerçekleştirilemeyen bir işi tamamladığını görmüşlerdir. Üstelik bu canlı, insanların henüz yeryüzünde bulunmadığı dönemlerden beri, milyonlarca yıldır bu işlemleri mükemmel bir şekilde gerçekleştirmektedir. Kuşkusuz bu, Allah'ın yaratmasındaki ihtişamı gösteren açık bir kanıttır.

e) Hürriyet'in 'Yapay organizma' yanlışı
Hürriyet gazetesi "yapay organizmanın çok yakında" oluşturulacağını iddia etmekte, bilim adamlarının teknik anlamda taklitten ibaret olan başarısını özellikle abartarak insanlığın yapay yaşam üretmeye yakın olduğu gibi bir propaganda ortaya koymaktadır.
Oysa gerçekte bilim adamlarının elinde olan yapay bir organizma değildir ve sadece sentetik (yapay) bir kromozomdan ibarettir. Sentetik bir molekülün sentetik bir organizma olarak tanımlanamayacağı, yani canlılığı ifade etmediği ise bir ortaöğretim öğrencisinin dahi kolaylıkla anlayacağı basitlikte bir bilgidir. Ayrıca bilim adamları bu sentetik molekülü bir hücreye nakletmeyi gerçekten başarsalar bile bu tamamen sentetik bir organizma olmayacaktır. Konuyla ilgiili uzmanların söz konusu araştırma üzerindeki yorumları da bunu doğrular niteliktedir.
New York Üniversitesi moleküler biyoloji bölümünden Eckard Wimmer, Venter'ın çalışmasında yapay yaşamın üretilmiş sayılamayacağını belirtmektedir. Eckard, "sentetik DNA'nın kusursuz olup olmadığı veya biyolojik fonksiyonları yerine getirip getiremeyeceği konusunda rahatsız edici bazı hislere sahip olmayı sürdürdüğünü" sözlerine eklemektedir.[vi]
İngiliz GeneWatch'tan biyolog Helen Wallace da, "Venter'ın yaşam üretmekten uzak olduğunu belirtmektedir.[vii]
Harvard Üniversitesi genetikçisi George Church ise "Bu bir yaşam meydana getime makalesi değil, bir [molekül] birleştirme makalesi" diyerek yapay yaşam nitelemelerine karşı çıkmaktadır. Church sözlerine şunları eklemektedir: "Şu anda yapmış oldukları tek şey, bir parça DNA satın alıp bunları bir araya getirmekten ibarettir."[viii]
New York Times gazetesinin konuyla ilgili yazısında yer alan şu satırlar da yukarıdaki yorumlarla paralellik göstermektedir:
"Dr. Venter'ın ekibince yapılan sentetik genom, sıfırdan yapılmış olmak yerine birkaç değişiklik içeren ve Mycoplasma genitalium isimli doğal bakterinin genetik dizilimine dayanan bir kopyasındandan meydana gelmektedir."[ix]
Ayrıca sentetik kromozom gerçekten canlı hücreye nakledilirse ve hücre gerçekten bunda kodlanan esaslara göre yaşamaya başlarsa, yine tamamen gerçek sayılamayacak, çünkü bu durumda sadece genler yapay yollardan sentezlenmiş olacaktır.

Sonuç:

Görüldüğü gibi Hürriyet gazetesi, araştırmanın sonuçlarını çarpıtmakta, son derece sapkın izahlarla Allah'ın üstün yaratışına kendince farklı açıklamalar getirmeye çalışmaktadır. Allah, şirk koşanların bu çabaları karşısında daima başarısız olacaklarını ayetinde şu şekilde bildirmektedir:
Onlar, Allah'ın nurunu ağızlarıyla söndürmek istiyorlar. Oysa Allah, kendi nurunu tamamlayıcıdır; kafirler hoş görmese bile. (Saff Suresi, 8)
Hürriyet yazı işlerine, çoktan deşifre olmuş bu ucuz masonik oyunlara başvurmaktan vazgeçmelerini tavsiye ediyor, milli ve manevi değerlerine bağlı Türk Halkı'nın yaşamın kökeni konusunda bilgilendiğini ve böyle basit oyunlara gelmeyeceğini görmelerini diliyoruz.

[i] Tanrıyı oynayan adam, Hürriyet.com.tr, 26 Ocak 2008,http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=8106106
[ii] Daniel G. Gibson et,al. Complete Chemical Synthesis, Assembly, and Cloning of a Mycoplasma genitalium Genome, internette yayınlandığı gün: 24 Ocak 2008, http://www.sciencemag.org/cgi/content/abstract/1151721
[iii] Bkz. Zamansızlık ve Kader Gerçeği, Harun Yahya,http://www.harunyahya.org/bilim/Zamansizlik/kader.html
[iv] Nicholas Wade, Scientists Complete Rough Draft of Human Genome, 26 Haziran 2000,http://partners.nytimes.com/library/national/science/062600sci-human-genome.html
[v] Abate, T., "Human genome map has scientists talking about the divine: surprisingly low number of genes raises big questions", The San Francisco Chronicle, 13 Mart 2001
[vi] US scientists close to creating artificial life: study, 24 Ocak 2008,http://afp.google.com/article/ALeqM5j4t7hfdLLhCNWU-IZE9t0OTfEQZA
[vii] US scientists close to creating artificial life: study, 24 Ocak 2008,http://afp.google.com/article/ALeqM5j4t7hfdLLhCNWU-IZE9t0OTfEQZA
[viii] Andrew Pollack, Researchers Take Step Toward Synthetic Life,www.nytimes.com, 25 Ocak 2008,http://www.nytimes.com/2008/01/25/science/25genome.html?_r=2&hp&oref=slogin&oref=slogin
[ix] Andrew Pollack, ibid.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder